ODTÜ’lülerin yorumları, bir duvar yazısından Twitter trend’ine, akademik değerlendirmeden kantin menüsüne kadar her yerde. İşte bu yorumların arkasındaki ruhu yansıtan “ODTÜ Yorum Kültürü”nün en özgün halleri:
1. Akademik Yorumlar: “Hocam, Bu Soru Biraz Fazla ODTÜ’lü Oldu!”
- Ders Anketlerinden Gerçek Yorumlar:
“Vize sorusunda integral alırken kampüsteki sincapları hesaba katmamız gerekiyorsa, lütfen önceden bildirin!”
“Dersin adı ‘İleri Matematik’ ama hocamızın anlattığı ‘İleri Seviye Sabır Testi’ gibi. Yine de teşekkürler!” - Proje Sunumlarında Öğrenci Tepkileri:
“Arkadaşım, bu maket köprüye ODTÜ metrobüsü bile dayanmaz. Neyse ki biz dayanıyoruz…”
2. Kampüs Yorumları: “Ağaçlar WiFi Şifresini Biliyor Mu?”
- Kütüphane Yorumları:
“7. kattaki masa, yerçekimine meydan okuyor. Fizik bölümünce incelenmeli!”
“Kütüphanede sessizlik lütfen… (Sessizce Twitter’dan meme paylaşan ODTÜ’lüler)” - Yemekhane Geri Bildirimleri:
“Bugünkü mercimek, geçen haftakinden daha az trajik. İlerleme var!”
“Vegan menüdeki ‘patates mucizesi’ için teşekkürler. Artık patatesin 57. halini de gördük!”
3. Sosyal Medya Yorumları: “ODTÜ’nün Resmi Dili: Espri + Eleştiri”
- Twitter’da Trend Olanlar:
“Kampüse yeni gelen heykeli görünce: ‘Bu heykel, dönem sonu stresini çok iyi yansıtıyor. #SanatınTanımı”
“Yağmur yağınca ODTÜ yolları: ‘Aquaplaning deneyimi için ekstra ücret alınmıyor, teşekkürler!’ 🌧️ #KampüsHizmetleri” - Facebook Gruplarından Altın Yorumlar:
“2. el bisiklet satılık. Frenleri yok ama ODTÜ’de yokuş aşağı giderken zaten kim fren yapar ki? 🚴♂️”
“Kayseri Masası’nda bulunan siyah çantayı alan varsa, içindeki kahve telvesiyle vedalaşmamız gerekebilir.”
4. Mezun Yorumları: “Bizim Zamanımızda…”
- LinkedIn’de Nostaljik Paylaşımlar:
“ODTÜ’de okurken 3 saat uykuyla proje teslim etmek, bana şu anki CEO’luğumdan daha çok özgüven veriyordu. 🚀”
“Mezuniyetimin 10. yılında anladım: Kampüste kaybettiğim şapkam hâlâ en değerli eşyam. #ODTÜAnıları” - Mezun Buluşmalarından İtiraflar:
“Bizim zamanımızda yemekhane kuyruğunda türev çözülürdü. Şimdikiler online siparişle yiyor, helal olsun!”
5. Mizahın Gücü: “ODTÜ’lü Olmasam Anlamazdım”
- Kampüs Duvar Yazıları:
“Bu asansör, ODTÜ’lülerin sabrını ölçmek için yapılmış bir sosyal deneydir.”
“Kütüphanede ağlayan varsa: 1. hafta değilse, geçmiş olsun.” - Öğrenci Gruplarının Afişleri:
“Tiyatro Kulübü: ‘Sahne korkunuz mu var? Biz sizi mikrofon korkusuna alıştırırız!”
“Yapay Zeka Topluluğu: ‘Robotlar dünyayı ele geçirirse, bizim referans mektubumuz olacak!’”
ODTÜlülerin yorumları, “burası bizim evimiz” diyen bir neslin samimiyetini, yaratıcılığını ve eleştirel bakışını yansıtır. Kimi zaman bir dersin müfredatını değiştirir, kimi zaman gülümseten bir anıya dönüşür. Çünkü ODTÜ’de yorum yapmak;
“Düşünüyorum, öyleyse dönüştürüyorum!” demenin bir yoludur.
Konuk: Prof. Dr. Deniz Arslan (ODTÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi & 2008 ODTÜ Mimarlık Mezunu)
Soru: Hocam, hem mezun hem de akademisyen olarak ODTÜ’yü nasıl tanımlarsınız?
Deniz Arslan: ODTÜ, bir “fikir laboratuvarı”. Burada her koridor, her çim alan, hatta kütüphanedeki bir not kağıdı bile bir diyaloğun başlangıcı olabilir. Ben öğrenciyken, kampüsteki bisiklet yollarının yetersizliğini protesto etmek için bisikletlerimizi rektörlük önüne zincirlemiştik. Şimdi o alan, öğrencilerin tasarladığı “yeşil ulaşım projesi”nin merkezi. ODTÜ, direnişin değil, “dönüşümün” adresi.
Soru: Öğrenci ve akademisyen ilişkisini nasıl yorumluyorsunuz?
Deniz Arslan: ODTÜ’de hoca-öğrenci arasında “dikey” değil, “yatay” bir ilişki var. Geçen hafta, bir lisans öğrencim proje ödevini getirdiğinde, “Hocam, sizin 2005’te yayınladığınız makaleyi çürüteceğim!” dedi. (Gülüyor.) Buna bayıldım! Çünkü buradaki öğrenci, “Ben de varım, fikrim de!” diyebiliyor. Tabii sonra beraber kahve içip o makaleyi tartıştık.
Soru: ODTÜ’lülerin mizahi ve eleştirel dilini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Deniz Arslan: Kantinde “Çay içmek ömrü uzatır, ODTÜ’de çay içmek ise ömürden ömür götürür!” yazılı bir sticker görmüştüm. Bu, ODTÜ ruhunu özetliyor: Hem zorlukların farkında olup hem de onlara gülümseyebilmek. Öğrenciler, sosyal medyada dersleri “Kara Mizah Dizisi” gibi paylaşıyor ama aynı zamanda o derslerin içeriğini geliştirmek için çalışıyor.
Soru: Peki ODTÜ’nün en sevdiğiniz geleneği nedir?
Deniz Arslan: “100. Yıl Amfisi’nde sabaha kadar ders çalışmak!” (Gözleri parlıyor.) O amfide, sınav dönemlerinde öğrencilerin birbirine soru çözdürdüğünü, kiminin gitar çalıp moral verdiğini görmek… Bu, rekabetin değil, dayanışmanın zaferi. Bir de mezuniyette giyilen “kırmızı cübbeler” tabii. O cübbe, “Artık dünyayı değiştirmeye hazırım!” demenin sembolü.
Soru: ODTÜ’nün sizi en çok şaşırtan yanı ne oldu?
Deniz Arslan: “Kampüsteki sincapların özgüveni.” (Kahkaha atar.) Şaka bir yana, öğrencilerin “imkânsız”ı nasıl “imkân”a çevirdiği beni hep şaşırtır. Geçen yıl, öğrenci toplulukları “Atık Yağdan Biyodizel” projesi başlattı. Yemekhaneden topladıkları yağlarla kampüs otobüslerini çalıştırdılar. Kimse onlara “Bu çok büyük bir hedef” demedi, sadece “Nasıl yapacağız?” diye sordular.
Soru: ODTÜ’nün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Deniz Arslan: İklim krizi, dijital dönüşüm gibi küresel sorunlara ODTÜ’lülerin nasıl çözüm üreteceğini merakla bekliyorum. Şu anda mühendislik öğrencileri, “Güneş Enerjili Sera Projesi”yle köylerdeki çiftçilere destek oluyor. Mimarlar, deprem sonrası dayanıklı konutlar üzerine kafa yoruyor. ODTÜ, “topluma dokunan” bir üniversite olarak büyümeye devam edecek.
Soru: Yeni ODTÜ’lülere ne tavsiye edersiniz?
Deniz Arslan: “Korkmayın, sorun!” Bir fikriniz varsa, bir derdiniz varsa, onu saklamayın. Belki kantinde yanınızda oturan kişi, o fikri gerçeğe dönüştürmenize yardım edecek. Ve unutmayın: ODTÜ’de ilk adımı atanlar, hep “cesur olanlar” oldu.
Röportaj Sonrası Not:
Prof. Dr. Deniz Arslan, röportajın bitiminde ekliyor: “ODTÜ’de herkesin bir hikâyesi vardır. Kiminin hikâyesi laboratuvarda, kiminin çam ağaçlarının altında yazılır. Önemli olan, o hikâyeyi ‘birlikte’ yazmaktır.”